Le Monde’un kötü alışkanlıkları
| 13 Ağustos 2009 | Pinar Ersoy | 2 yorum

Fas yönetiminin sansürü, Le Monde’un, ama aslında genel olarak Fransız basınının (ve hatta Fransızlar’ın) kötü bir alışkanlığını hatırlatmak için fırsat oldu. Fransız basını, dış dünyayla ilgili haber yazarken anlamaya, durumu anlatmaya çalışmak yerine kendini dünyanın merkezine koyup kıyasıya eleştiriyor. Le Monde da bu akımın başını çekiyor.
Olay şu: Fas’ta TelQuel isimli haber dergisi Kral Muhammed’in tahttaki onuncu yılı vesilesiyle monarşiyle ilgili bir anket yaptırıyor. Fransız Le Monde gazetesinin de katkısıyla hazırlanan anket, halkın yüzde 91’inin kraldan memnun olduğunu, son 10 yılda devletin hizmetlerinin arttığını ve demokratik ortamın genişlediğini söylüyor. Yani Faslılar hallerinden memnun.
Ama kraliyet prensip gereği dergiyi toplatıyor. Bunun üzerine Le Monde gazetesi anketi birinci sayfasında yayınlıyor ve olayı da anlatarak “Yasaklı anket” başlığını atıyor. Kraliyet bu kez Le Monde’u toplatıyor. Fransa Dışişleri açıklamasıyla, Le Monde ise başyazısıyla olaya tepki gösteriyor.
Buraya kadar olanlar Fas’la, ifade özgürlüğüyle ilgili tartışma yaratabilir, konuyla ilgilenenler tarafından uzun uzadıya ele alınabilir ama benim derdim başka…
Fransız basınının büyük bir zaafı var: başka ülkelerde olup bitenleri anlatırken kendini yere göre sığdıramıyor, olayları aktarmaktan ziyade yargılıyor, bunu da kendine hak biliyor. Üstelik çoğu zaman kendi tarihlerini unutarak yazıp çiziyorlar. Her gazete ve gazeteci yorum yapar. Her başlık, her fotoğraf, haberde adı geçen her kaynak bir yorumdur. Ama Fransız gazeteciler apaçık, ne düşünüyorlarsa, köşe yazısı kıvamında onu yazıyorlar.
Bu konu uzun zamandır aklımdaydı. Ama Türkiye ile ilgili haberlerden örnek verdiğimde taraflı olmakla suçlanıyordum. Le Monde’un Fas olayıyla ilgili haberi bu konuyla ilgili derdimi anlatmak için dört dörtlük örnek oldu.
Le Monde konuyla ilgili bir başyazı, bir de Florence Beaugé imzalı haber yayınladı. Birinci sayfadan yayınlanan haberin (bu yazi izlenim ya da analiz olarak değil haber olarak yayınlandı) normal şartlarda ne olup bittiğini anlatması, nedenlerini açıklaması gerekiyordu. Ama onun yerine gazetecinin yorumlarıyla bezeliydi. Haberdeki acayip cümlelerden bazıları şöyle:
- Bir devlet liderinin popüleritesini ölçmek? Batı’da sıradan bir olay. Demokratikleşme sürecinin tamamlanması daha çok uzakta gözüken bir ülkede ise risk… Ama TelQuel yine de bu maceraya atıldı.
- Dergi Fas’ta ve Kuzey Afrika’nın büyük bölümünde bir ilki gerçekleştirdi. Ama oranın standartlarıyla fazla ileri gitmiş oldu…
- Asıl şaşırtıcı olan anketin sonuçlarının çok büyük oranda kralın lehine olması.
- Bu anketin sonuçları kralı yönetim biçimiyle ilgili rahatlatma riski taşıyor. Tabii bu onu eleştirenleri ve demokratik, modern bir Fas arzu edenleri rahatsız edecek.
- Faslılar bu derginin toplatılacağını bilselerdi kralla ilgili konuşmaya cesaret edebilirler miydi? Tabii ki hayır.
- Ankete göre iki Faslıdan biri monarşinin bugünkü halini demokrat buluyor. Hasan döneminde korku bu kadar mı büyüktü ki oğlu ipleri biraz bırakınca “demokratik” sayılıyor?
- Daha da şaşırtıcı olan monarşinin “otoriter” olduğunu söyleyen Faslılar’ın çoğu, bunu bir suçlama olarak değil… iltifat olarak söylüyor.
- Kralı çevreleyen şatafat kimseyi rahatsız etmiyor gibi. Bu anketin şaşırtıcı derslerinden biri: Fas halkının yüzde 51’i kralın çevresindeki protokolün hafifletildiğini düşünüyor. Oysa kral için yapılan törenler Bağdat halifelerine layık…
- Faslıların krallarıyla ilişkisi duygusal. Muhammed sık sık kalabalıklara karıştığı için kralın kendilerine yakın olduğunu düşünüyorlar.
- Kralın ülkede birçok şirketi ve holdingi olması da kimseyi şoke etmiyor. Forbes dergisine göre serveti ülkenin milli gelirinin yüzde 6’sına denk geliyor. Milli ekonomi üzerindeki kontrolü problem değil mi? Tabii ki hayır! Ankete katılanların sadece yüzde 17’si bundan şikâyet ediyor. En iyi eğitimliler bile bunda sorun görmüyor.
Yani Le Monde muhabiri Faslılar’ın aslında ne düşündüğünü çözmüş, bu düşüncelerine rağmen ankette farklı yanıt vermelerinin nedenlerini kapmış ve zaten ne kadar haksız olduklarını, hiçbir şeyden anlamadıklarını uzun uzun yazmış. Bu haberin her köşesinde bir aşağılama, “Zaten Faslılar saf-salak, hiçbir şeyden anlamıyorlar, ben size doğrusunu söyleyeyim” tavrı yok mu?
Fas haberini kaleme alan Florence Beaugé kariyerini bu bölgeye adamış biri… Ama bu, koskaca bir ülke ile ilgili, bu kadar rahat, bu kadar üstünkörü yorum yapmasına bahane olabilir mi? Sanki Fransız basınının bir parçası olmak, haber konusu ülkenin tarihi ve dinamiklerini hiçbir uzmana, tanığa dayandırmadan kafalarına göre açıklayıp üstüne bunların iyi mi kötü mü olduğu ile ilgili görüş bildirmeleri için gazetecilere sınırsız hak tanıyor. Hepsi birden antropolog kesiliyorlar.
Oysa gazeteye haber yazarken, hele hele Le Monde gibi kendisi değilse bile sembolize ettiği değerler hâlâ tüm dünyada örnek alınan bir gazeteye haber yazarken, biraz mütevazı olmak gerekiyor. Koskaca kültürleri, binlerce yıllık tarihi anladığını zannedip Fransız standartlarında “iyi” ya da “kötü” diye değerlendirmek yerine nedenini, niçinini anlamak ve okuyucuya anlaşılır şekilde iletmek gerekiyor. En azından ideal bir dünyada gazetecilik böyle yapılıyor.
Yorumlar
2 yorum yapıldı: “Le Monde’un kötü alışkanlıkları”


14 Ağustos 2009 @ 13:57
Le Monde gibi taninmis,prestijli bir gazete’de digerlerinde oldugu gibi, herhangi bir haber yayinlamadan evvel bunu redaktorune verir. Redaktor haberi inceler ve okuyucularin nabzina uygun bir yorum ile bunu sef redaktorun’de onayiyla tiraj’a sokar.
Eh!… Durum boyle olunca, aklima bazi kelimeler geldi:
“Le nombrilisme, l’égocentrisme, la mégalomanie…” gibi. Demekki fransizlarin nabzi bu kavramlara gore atiyor.
18 Ağustos 2009 @ 23:45
Faslılar da Fransızlara “Bize kendi gözlüklerinizle bakmayın” dedi. http://su.pr/2utULm