Fransa: Angolagate skandalı nedir?
| 1 Kasım 2009 | Pinar Ersoy | 1 yorum

Soldan sağa: Arcady Gaydamak, Pierre Falcone, J-C Mitterand, Charles Pasqua
Angolagate Fransızlar için dahi son derece karışık bir olay. Baş aktörülerinin bağlantıları ABD Başkanı George W. Bush ve Amerikan petrol lobisine kadar gidiyor. Skandalı ve 27 Ekim 2009’da sonuçlanan davayı özetlemeye çalışalım:
Angola: Afrika’nın orta batısında bir ülke… Sahara altı Afrika’nın en zengin ikinci petrol ve elmas kaynaklarına sahip. Yaşam süresinin en kısa ve çocuk ölümlerinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Aynı zamanda Fransa’nın en büyük siyasi skandallarından birinin dekoru.
Angola’da 27 yıl süren 500 bin kişinin hayatına mal olan iç savaş sırasında Birleşmiş Milletler ülkeye 1993 yılından itibaren silah ambargosu uyguladı. Fransa’nın da iç savaştaki ülkelere silah satmaya karşı yasaları vardı. Ancak biri Fransız, biri İsrailli iki silah kaçakçısı Fransız devletinin en üst seviyesindeki isimlerin bilgisi bu yasağı deldi.
Bazı kaynaklara göre aralarında dönemin cumhurbaşkanı François Mitterand’ın ve iç işleri bakanı Charles Pasqua’nın da olduğu siyasiler silah satışına göz yummakla kalmadı aynı zamanda satışı sipariş etti.
Zira 1990’lı yıllarda ABD’nin Angola petrol kaynakları üzerindeki etkisi zayıflamaya başlamıştı, bu dönemde Angola Devlet Başkanı Eduardo Dos Santos gerillalara karşı savaşta Fransa’dan yardım isteyince Mitterand ve beraberindekiler bunu Angola petrol pazarında güçlenmek için fırsat bildi.
Ancak hem BM ambargosu ve Fransa yasaları, hem de koalisyon hükümetindeki Savunma Bakanı’nın gerillaları desteklemesi Angola’ya resmi yollardan silah satışı yapılmasını imkansız hale getiriyordu. Uluslararası sivil toplum kuruluşu Global Witness’a göre yönetim bu aşamada Pierre Falcone’dan yardım istedi.
Etiketler: Angola > Angolagate > Arcady Gaydamak > Charles Pasqua > Chirac > iç savaş > Mitterand > silah > silah kaçakçılığı > skandal
Fransa: Clearstream skandalı nedir?
| 31 Ekim 2009 | Pinar Ersoy | 2 yorum

Fransa’da son yılların en çok konuşulan olayı haline gelen Clearstream davasının tam olarak ne olduğu, kimin kimi neyle suçladığı ve bunun politik sonuçları son derece karışık. Clearstream skandalının kronolojik özeti:
Olaylar 1991’de Fransa’nın Tayvan’a verdiği 2.8 milyar dolarlık fırkateynlerin satışı sırasında yolsuzluk yapıldığına ilişkin 2001’de açılan soruşturma ile başladı.
Yıllarca süren soruşturma devam ederken 2004’te savcılığa kimliği belirsiz kişiler tarafından bir zarf gönderildi. Zarfta Lüksemburg’daki Clearstream Bankası’nda hesabı bulunan 41 kişinin hesap hareketlerini içeren bir CD ve bu kişilerin rüşvet aldıklarına dair ipuçları bulunuyordu.
41 kişilik listedeki isimlerin çoğu dönemin Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin’in rakibi olan politikacılar ya da iş adamlarıydı. Aralarında dönemin İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy de yer alıyordu.
Listedeki iş adamları ve politikacılar iftiraya uğradıklarını söyleyerek dava açarken Nicolas Sarkozy de istihbarat servisi tarafından aklandığını ancak Dominique de Villepin’in bunu gizli tuttuğunu söyledi.
“Bunu yapan her kimse kasap kancasında asılacak”
Böylece davanın iki politikacı arasındaki çekişmenin ana silahlarından biri haline geleceğinin ilk sinyalleri verilmiş oldu. Zira Jacques Chirac’ın prensi Dominique de Villepin ve Nicolas Sarkozy bu sırada 2007 cumhurbaşkanlığı seçimleri için en güçlü iki adaydı.
2005 yılında zarfla gönderilen iddiaların asılsız olduğu kesinleşti. Nicolas Sarkozy’nin 2006’da “Bunu yapan her kimse kasap kancasında asılacak” diyerek davacı olmasının ardından belgeleri kimin hazırladığı ve zarfları kimin yolladığı ile ilgili soruşturma başladı.
Bilgisayar uzmanları CD ve belgeleri incelediğinde hem Fransız istihbaratının hem de Airbus’ın üreticisi EADS şirketinin bu belgenin üretilmesine karıştığı ortaya çıktı. Fransız İstihbaratı’na, EADS’a ve bazı bakanlıklara baskınlar düzenlendi.
Etiketler: Clearstream > Dominique de Villepin > Fransa > Sarkozy > skandal > yolsuzluk
Françis Evrard: E.K.’nın babası oğlunun ruh halini anlatıyor (röportaj)
| 27 Ekim 2009 | Pinar Ersoy | 1 yorum
“Oğlum hala kabuslarla uyanıyor, bana olsaydı da ona olmasaydı”

Mustafa K.’nın oğlunun kaçırılmasının ardından yayınlanan fotoğraflarında 37 yaşında, güçlü bir adam vardı. Şimdi karşımda zayıflamış, sakalları beyazlamış bir baba duruyor.
Olayların başından beri olduğu gibi şimdi de soğukkanlı. Mahkemeyle, süreçle ilgili sakin sakin konuşuyor. Ama oğlunun kaçırıldığı günü, sonrasında baba-oğul yaşadıklarını anlatırken gözleri dolar gibi oluyor. Bir an susuyor, sonra konuşmaya devam ediyor.
O sırada yanına E.K. geliyor. Aralarında fransızca konuşuyorlar. Babası “Evde ne konuşmuştuk, lütfen bana biraz müsade et” diyor. Biraz sonra yine babasının yanına geliyor. Sonunda o da bizimle oturuyor.
Neşeli, kıpır kıpır bir çocuk. Yaramaz. Babası konuşurken çayına ekstra şeker koymaya çalışıyor. Sonra ona çarpım tablosundan sorular sormamızı istiyor. Basit soruları beğenmiyor, “Yüzlü, milyonlu sorular sorun” diyor. Mustafa K.’nın hüzünlü ifadesinin aksine E.K.’nın yüzü sürekli gülüyor. Mustafa K. yaşadıklarını anlattı:
E.K. çok neşeli gözüküyor. Öyle mi gerçekten?
Olaydan sonra epey kendine dokundurtmadı. Şimdi yavaş yavaş açıldı. Ama geceleri kabus görüyor. “Baba hırsız gördüm rüyamda” diye bağırarak uyanıyor. Bir de bana çok düşkün oldu. Benimle uyuyor, yanımdan ayrılmıyor. Afedersiniz, tuvalete gitsem kapıda bekliyor.
Olayları hatırlıyor mu?
Adam hap içirmiş. Kötülük yapayım derken biraz da olsun iylik yapmış yani. Baygın olduğu içinh hatırlamıyor. Ama şimdi büyüdükçe yavaş yavaş farkına varıyor. Bir de sürekli konuşuluyor. Arkadaşları mesela “Neden yine televizyona çıktın” diye soruyor. O da “Bu adam beni çaldı, bana vurdu” diyor.
Tecavüzden haberi var mı?
Daha anlamıyor ki… Ama tabii yavaş yavaş fark etmeye başlayacak.
Mahkemeyle ilgili sorular soruyor mu?
Çok fazla değil. Ama mesela “Zaten hapiste değil mi, neden mahkemeye gidiyoruz” diyor. “Hapiste ama iki üç seneye çıkabilir. Bir daha hiç çıkmasın diye mahkemeye gidiyoruz” diye anlatıyorum.
Françis Evrard: “Küçükken bana da tecavüz ettiler”
| 27 Ekim 2009 | Pinar Ersoy | Bu habere henüz yorum yapılmadı

Françis Evrard
Fransa’da iki yıl önce 5 yaşındaki Türk çocuğu E.K.’yı kaçırarak tecavüz eden (detaylar için önceki gün yayınlanan habere bakabilirsiniz) Françis Evrard’ın davası dün başladı.(E.K.’nın babası ile röportaj.)
Mahkemeye beyaz, kısa kollu bir gömlekle gelen ve soğukkanlı tavrıyla dikkat çeken Françis Evrard (63) E.K.’ya tecavüz edip etmediği yönündeki bir soruya “Hala şüphelerim var ama artık söylemenin zamanı geldi. Evet yaptım” diye yanıt verdi.
Evrard “Ona hediye vermek istemiştim. Ama otobüse bindikten sonra kendimi durduramadım” dedi.
10 yaşına kadar normal bir ailede büyüdüğünü anlatan Evrard babasının ölümünden sonra taşındıkları mahallede bir çocuğun kendisini taciz ettiğini, okul yıllarında göz altına alındığında da kendisine tecavüz edildiğini söyledi.
Bugüne kadar çocuklara tecavüzden üç kez hüküm giyen Evrard “Aynısını başka çocuklara neden yaptığımı bir türlü açıklayamıyorum. O zaman bana kimse inanmamıştı. Belki de benim durumumda adalet yerini bulmadığı için kendim adalet arıyorum. Bilmiyorum” dedi.
Françis Evrard: E.K.’nın babası davayı anlatıyor (röportaj)
| 26 Ekim 2009 | Pinar Ersoy | Bu habere henüz yorum yapılmadı
“Hadım edilmesinin anlamı yok çünkü sistem zaten çalışmıyor”
Fransa’da 5 yaşındaki E.K.’yı 15 Ağustos 2007’de evinin önünden kaçıran ve tecavüz eden Françis Evrard’ın davası bugün başladı. (Olayın detaylarını dün yayınlanan haberde bulabilirsiniz.) İki gün E.K.’nın babası Mustafa K. ile buluştum. Mustafa Bey hem oğlu E.K.’nın psikolojisini, kendi yaşadıklarını (yarın yayınlanacak) anlattı hem de dava sürecinden bahsetti.
Davanın açılması neden bu kadar uzun sürdü?
[Françis Evrard’ın] dosyası kabarık olduğu için soruştuma süreci epey uzun sürdü. Bir de karışık meseleler var. Mesela o gün üzerinde Viagra hapı vardı. Reçetinin hapishane doktoru tarafından yazıldığı ortaya çıktı. Ama doktor inkar ediyor, herkes suçu birbirine atıyor. Bunlar araştırıldı. En yüksek cezayı istiyoruz. İstediğimiz gibi bir sonuç çıkmazsa bu işin ucunu bırakmam.
Françis Evrard geçen hafta cumhurbaşkanı Nicolasa Sarkozy’ye mektup yazarak hadım edilmek istediğini söyledi, hatta testislerinin kesilmesi için izin istedi. Tepkiniz ne oldu?
Güldüm geçtim, sinirden tabii… Davaya 10 gün kala yolladı bu mektubu, kendine acındırmak için. Halbuki çok iyi biliyor Avrupa’da hadım insan haklarına aykırı olduğu için yasak. Daha önce hapishanedeyken erken tahliye istemiş. O sırada kimyasal hadımı kabul etmiş, yani libidosunu azaltan ilaçlar içmiş. Ama red kararı çıkınca bırakmış. Tek amacı dışarı çıkmak. Bir de zaten hadım olup olmamasının önemi yok çünkü sistem çalışmıyor. O gün bile Viagra aldığı halde çalışmamış. Eli ve ağzıyla taciz etmiş.
Kendimi tutmaya mecburum
Siz kendisini ilk defa mahkemede mi göreceksiniz?
Evet, hiç görmedim.
Sinirinize nasıl hakim olacaksınız?
Tutacağım kendimi, mecburum. Mahkeme karşısında kötü bir şey yaparsam biz suçlu duruma düşeriz. Bir de zaten nasıl saldırabilirim ki… Cam kafesin içine koyacaklar. Cumhurbaşkanından iyi korunuyor. Hapishanede tek başına kalıyor, tuvalete bile korumayla gidiyor.


